Şifre: Şifremi Unuttum
     
Üyelik
  Web Üyeliği
  Kullanım Kuralları
Balmed Hakkında
  Tüzük
  Bize Ulaşın
  Yönetim Kurulu
  Dernek Üyeliği
Kariyer
 
  Kariyer Alanı
Alışveriş
  Mağaza
İlan Panosu
  Emlak
  Vasıta
  Eşya
  Özel Ders
  Diğer



ANILAR
YENİ ASIR 4 HAZİRAN 1982 CUMA
BİNBAŞI'DAN HABER VAR
"NEWYORK - GELİBOLU KÜREKLE"
CUMHUR AYDIN'79
"KAYBOLUYORSUN"

"KAYBOLUYORSUN"
Danimarkalı yazar Christian Jungersen'in Türkçe'ye ilk çevrilen romanı 'İstisna'yı daha birkaç ay önce paylaşmıştım.
 

Hafta sonu (1); Ocak 2015: 'Kayboluyorsun'

Danimarkalı yazar Christian Jungersen'in Türkçe'ye ilk çevrilen romanı 'İstisna'yı daha birkaç ay önce paylaşmıştım. Ayrıntı'dan yazarın son romanı (2012) 'You Dışappear', yine aynı çevirmenin, Nur Berier'in, emeğiyle Danca'dan çevrilerek Ayrıntı'dan bu ay yayınlandı: 'Kayboluyorsun'.

Artık yazarım oldu, Jungersen, varsın o Malta'da keyif sürsün! Hemencecik bir solukta okudum bu yeni romanını da. 'İstisna'da karmaşık insan davranışları, insan ilişkilerine 700 sahifelik bir karizmatik öykü ile dalmış olan Jungersen, bu yeni romanında da -sanırım- iç dünyamıza burnunu sokmayı daha da ileri götürerek, bütünüyle nöroloji-psikoloji bilimlerinden referansla yine sıradışı bir öykü çıkarıyor!

Mia ile Fredrik yirmi yıllık evlilikleri ve yeniyetme oğulları Niklas'la, üç kişilik bir ailedir. Özenerek döşedikleri bahçeli konforlu evlerinde görünürde mutlu mesut bir yaşam sürmektedirler. Fredrik bir özel okulda babasından devraldığı yöneticilik işini çok başarılı götürürken, Mia aynı lisede öğretmenlik yapmaktadır. Niklas'ın işkolikliğini ve arada kulağına gelen başka hocalarla aşk dedikodularını sineye çekerek gözardı eden Mia, son birkaç yıldır çok dramatik şekilde değişip evcilleşmiş görünen Fredrik'teki bu farklılığı sanki bunca yıllık sabrının bir ödülü olarak görmektedir.

Derken (aslında romanın başında) İspanya'daki bir yaz tatilinde Fredrik'in resmen tirlattığına şahit olur, anne-oğul. Delicesine bir araç sürme anını kazasız belasız atlattıklarına sevineceklerken, Fredrik'in onu takip eden bir bayır koşuşturmasında, dengesini yitirip devrilmesi ve fena halde yaralanmasıyla soluğu hastanede alırlar. Sahiden yaşama dönecek mi diye saatler boyu hastane koridorlarında geçen gecenin ardından beklenmedik bir haber alırlar nöroloji uzmanından. Fredrik bir süredir beyninde oluşan iri bir tümörden dolayı ciddi sanrılar ve davranış bozukları tezahürleriyle karşılaşmaktadır ve kanser olmasa bile geçireceği ameliyatın ardından hiçbir biçimde eski haline dönemeyecektir...

Eski hal? Mia şaşırır kalır... Eski hal, 17 yıllık umursamaz, başarılı ama ailesini hiçe sayan Fredrik' midir yoksa yine aynı tümörün etkileri olduğu tıbbi olarak açıklanabilir görece içine kapanık, görece yakın çevresine muhtaç bir Fredik midir? Yoksa yoksa bütünüyle en temel yaşama gereksinmelerini bile yerine getiremeyecek bir yaşayan ölüye mi dönüşecektir kocası? Yirmi yıllık sözde 'mutlu' yaşantısı sayısız kez gözünün önünden geçer Mia'nın. Bu adamı öyle ya da böyle yaşamda tutmak, kendi ömrünün kalan kısmını da ona adamak vicdanlı bir davranış gözükse de, yeterince adil midir?

İşler giderek daha da karmaşık haller alacaktır. Ameliyatı başarılı geçen Fredrik, birkaç ay süreyle en yardıma muhtaç durumdan hızla görünürde ameliyat öncesi durumuna doğru iyileşecek ancak parıltılı iş ve sosyal yaşamı artık bütünüyle mazide kalacaktır. Dahası tıbbi kanıta muhtaç tümör değişikliklerini yaşadığı dönemde okulu, daha fazla gelir getirme hayaliyle geri ödenemeyecek boyutta maddi zarara sürüklediği anlaşılacak; tüm okul, öğretmenler, anne-baba hariç hanıyse bütün sosyal çevre onlara sırtını dönecek, konforlu ev yaşamları tuzla buz olacaktır. Mia yetmezmiş gibi en asi dönemlerini yaşayan oğlu Niklas'ın da kaprisleriyle boğuşacak, gerçek tirlatmanın asıl kendisi kıyısına gelecektir.

Bütün bu kabustan nasıl kaçıp kurtulacağını bilemeyen Mia'nın, benzer arazlar yaşayan yakınları nedeniyle acılar çeken sosyal dayanışma grubunda aradığını bulacak (ya da bulduğunu sanacak), eşi bir trafik kazası sonucu kötürüm kalmış janti Fransız avukatın, önce Fredrik'in hukuki sorumluluğunu, sonra da kendisinin yaşama tutunma sorumluluğunu üstlenmesine ortam hazırlayacaktır.

Bunca olan bitenden sonra, iki acılı insanın yaşam desteği bekleyen partnerlerini 'atlatıp', yeni bir hayata başlamaları ve bunu devam ettirmeleri ne derece mümkündür? Dahası yeni sevgilisinin sonradan ortaya çıkan sırları, onun eşiyle yaşadığı trafik kazasından sadece pisikojik olarak değil nörolojik olarak ta etkilendiğini ortaya çıkaracak, Miaçık neresi gerçek neresi sahte bilemediği yirmi yıllık yaşam yükü Fredrik'ten sonra şimdi de kaçıp kurtulurum diye tutunduğu sevgilisinin ne derecede gerçek olduğu kestirilmez davranışlarıyla başbaşa kalacaktır...

Bu kez 400 kusur sayfalık bu yoğun ve kederli öykü sanırım bütün okuyacakları kendileriyle sahici bir hesaplaşma yapmaya zorlayacak. Bir yandan bütün korunaklığı ve şatafatıyla sürüp giden yaşamların küçücük bir fiske ile alt üst olduğunda bir daha içinden çıkılamayacak kabuslara kolayca evrilebirlirliği beri yandan aşk ve sevgi denen şeyin gerçekten ne menem bir şey olduğu üzerine!

Kısacık yaşamların bütün bu sorumluluklara, uğraşlara ne derece değeceğini, ilk romanında olduğu gibi bir erkek yazarın kaleminden derinlikli ve incelikli kadın davranışı analizleriyle sorgulatan Jurgersen, bu roman için sahiden dibine kadar içinde boğulduğu noro-psikolojik değerlendirmeler ışığında, bütün bunlar yerine insanlara yardım, işini iyi yapma ya da koşarak, yoga ve spor yaparak bile beyin luplarının harekete geçirilmesiyle elde edilecek hormon yükselmelerinin daha zahmetsizce ve korunaklı bir şekilde insan keyiflenmelerine, mutluluğa reçete olabileceğini de -durup dururken- gözümüzün içine söküveriyor!

Allahın cezası Jungersen! Sen Malta'da gününü gün et, kafa yormak yine bize düşsün!

Cumhur

(*)"Kayboluyorsun"

Christian Jungersen

Ayrıntı Yayınları, 416 sh (Ocak 2015)


<<< geri

Diğer Yazıları:
 
eNroll® CM
BALMED, İzmir Koleji ve Bornova Anadolu Lisesi Mezunlar Derneği 2017